Dikkat ve özen gerektiren bir takip süreci olan hamilelik döneminin sonunda, bir yandan normal doğumun önerildiği, diğer yandan sezaryen doğumların sayısının arttığı günümüzde her iki doğum uygulaması esnasında da malpraktis ortaya çıkabilmektedir. Bu noktada doktorun sorumluluğu ve hukuki tablo en basit haliyle şöyle anlatılabilir:
Doktor – Hasta İlişkisinin Niteliği
Doktorların hasta üzerinde gerçekleştirdikleri muayene, teşhis, tedavi ve operasyon uygulamaları, doktorun hasta kişiden aldığı bir tür vekâlet yetkisine dayanır. Başka bir ifade ile doktor, hastaya, herhangi bir kişi gibi temas etmemektedir. Hastanın, kendisine verdiği vekâlet yetkisi ile tıbbi müdahalede bulunabilme gücünü elde eder. Yargıtay’ın yerleşik içtihadı uyarınca, doktor ile hasta arasındaki ilişki bir “vekâlet sözleşmesi” ilişkisi olup hasta ile doktor arasında vekil-müvekkil ilişkisi mevcuttur.
Haksız Fiil Olabilir mi?
Doktor – hasta ilişkisinin haksız fiil olacağının düşünüldüğünü de görmekteyiz.
Doktor, yukarıda da söz ettiğimiz üzere, kişiye hukuka aykırı bir müdahalede bulunmamaktadır. Hastadan almış olduğu bir vekâlet yetkisinin olduğu kabul edilir. Bu yetki çerçevesinde hasta için gerekli uygulamaları gerçekleştirir.
Daha açık ifade etmek için bir örnek verelim:
Sokakta bıçaklanması nedeniyle doktora getirilmiş bir kimsenin yarasına doktorun neşter ile müdahale etmesi olayına bakıldığında, kişinin vücut bütünlüğü aleyhine iki eylem olduğunu görmekteyiz. Bunlardan biri, sokakta bıçaklanma, diğeri ise doktor tarafından neşter vurma. İşte bu iki eylem arasında yapılacak farklı hukuki tanımlamalar, bu eylemlerden birini suç kılarken, diğerini hukuka uygun kılmaktadır.
Sokakta bıçaklama eylemi, ceza hukuku açısından, yaralama, somut olaya göre insan öldürmeye teşebbüs veya insan öldürme suçunu veya başkaca suçları oluşturabilecek ve borçlar hukuku açısından haksız fiil oluşturacak iken doktorun müdahalesi haksız fiil oluşturmayacak, vekâlet sözleşmesi ilişkisine tabi olacaktır.
Keza, doğum uygulamasında da hasta doktoru vekil tayin etmekte, vücut bütünlüğüne dokunma, müdahalede bulunma yetkisini vermektedir.
Bunun istisnasını ise, doktorun eyleminin aynı zamanda suç oluşturması hali oluşturmaktadır. Yargıtay bu hali, sözleşme sorumluluğu ile haksız fiil sorumluluğunun yarışması hali olarak ifade etmektedir. Bu halde, taraflar arasında vekâlet hükümlerine tabi sözleşme ilişkisi bulunmakla birlikte, doktorun eylemi aynı zamanda suç teşkil eder mahiyette de olduğundan, Borçlar Kanunu madde 72 uyarınca (daha uzun) ceza zamanaşımı uygulanabilecektir.
Vekâlet Sözleşmesinde Vekilin (Doktorun) Borçları Nelerdir?
Vekâlet sözleşmesi büyük oranda tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Bu güven ilişkisi içerisinde vekilin, temel olarak, özen ve sadakat borcu vardır.
Doktor – hasta ilişkisinde vekil, doktor olduğundan, doktor, uygulamalarını yaparken ihmal göstermemeli, hastanın yararına, dikkat ve özenle işi görmelidir.
Çoğunlukla, böyle bir malpraktis söz konusu olduğunda, tazminat talebi ile doktor hakkında suç duyurusu eş zamanlı olarak yapıldığından, doktorun özen yükümlülüğünün, Türk Ceza Kanunu açısından ortaya çıkabilecek suçların kasten veya taksirle işlenip işlenmediği, dolayısıyla doktora verilmesi muhtemel cezanın miktarı konusunda da önem taşıdığını ısrarla söylemeliyiz.
Sadakat borcu ise sır saklama yükümlülüğünü doğurur. Doktor uygulama öncesinde, sırasında ve sonrasında hasta ile ilgili edindiği sırları saklamakla yükümlüdür.
Vekil, edim sonucundan değil, işin görülmesinden sorumludur. Doktor, hastaya karşı, vekâlet sözleşmesinin gereklerini özen yükümlülüğüne uygun olarak ifa ettiği sürece ortaya çıkan/ çıkmayan sonuçtan sorumlu değildir. Önemli olan, ifa sürecini layıkıyla yerine getirmesidir.
Doktor – Hasta İlişkisinin Vekâlet Sözleşmesi Olmasının Lehe veya Aleyhe Önemi Nedir?
- Doktor – hasta arasındaki uyuşmazlığa vekâlet hükümleri uygulanacaktır.
- Zamanaşımı süresi 10 yıl değil, 5 yıldır. Öyleyse vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan tazminat davaları olay tarihinden itibaren en geç 5 yıl içinde açılmalıdır. İstisnası, suç teşkil eden eylemlerden kaynaklanan tazminat davaları için ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağıdır.
- Bu süre, zararın doğduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Yargıtay, doğum uygulamasında zararın doğduğu tarih olarak doğum anını kabul eder. Doğumdan kaynaklanan zararlarda bu 5 yıllık süre, doğum anından itibaren başlar.
- Yargıtay kararları uyarınca, zamanaşımı süresinin başlaması için zararın varlığının öğrenilmesi yeterli olduğundan, ayrıca zararın kapsam ve miktarının öğrenilmesi beklenmez. Bu açıdan da sürenin başlangıç tarihinin doğum anı olduğu görüşü teyit olmaktadır. Zararın varlığından haberdar olunması, doğum anından itibaren 5 yıl içinde talepte bulunmak için yeterlidir.
- Eylem, haksız fiil sayılmadığından daha uzun sürelerle düzenlenen ceza zamanaşımı da uygulanamayacaktır. Dolayısıyla süre yine 5 yıldır. İstisna, burada da geçerlidir. Eylem, suç teşkil ediyorsa ceza zamanaşımı süresi uygulanacaktır.
- Vekâlet sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda, vekilin sözleşmenin gereklerini ifa etmediğini ispat etme yükü, vekâlet verendedir. Başka bir ifade ile, hastadadır. Hasta, doktorun uygulama hatasını, görevini layıkıyla yerine getirmediğini ispatlamak durumundadır.