Av. Arb. Dr. Aslıhan Kart Altun’un “Ekonomik Suçlarda Diversiyon” Kitabı Çıkmıştır.

Kitabın arka kapağından;

 

“Hukukun seçici uygulaması” olarak adlandırılabilecek durum, en etkin yüzünü ceza hukukunda göstermektedir. Kimi faillerin eylemleri yargılama dışında bırakılmakta, eylemlerin cezalandırılmaması veyahut faillerin usul ve esasta zarar görmemeleri için düzenlemeler yapılırken kimilerinin eylemleri katı usullerle ve ilkelerle yargılanarak infaz edilmek üzere şekillenmektedir.

Ekonomi politik perspektif esas alınarak hukukun sınıfsal taleplere nasıl uygunlaştırıldığı değerlendirildiğinde ceza hukukunun, basit bir cebri müdahale aracı olmaktan ötesini karşıladığı ve ideolojik bir işlev üstlendiği görüşüne ulaşılmaktadır. Yazar, özellikle sektör-spesifik durumlarda fail üzerinden yapılan bir ayrışımın kabul edildiğini savunmaktadır. Unsurları aynı olan iki eylem, failin halihazırdaki sınıfsal konumu veyahut o eylemi alıp taşıdığı piyasadaki özellikler sebebiyle farklı usul ve kararlara tabi kılınmaktadır. Bunun temeline ise soyutlanma talepleri yerleşmektedir. Burjuvalaşan fail, çift yönlü olarak hem hukuk devleti ilkesi bağlamında “kanun önünde eşitlik” yoluyla bir soyutlanma talep etmekte, hem de kanun önündeki soyutlanmadan da soyutlanmayı içeren bir imtiyazı istemektedir. Kolektif emperyalizmin de desteğiyle, devletin yapısal dönüşümü, bunun ceza hukukunda ve cezalandırma politikalarında meydana getirdiği değişim ve geçişler ve en nihayetinde ceza yargısının, “maddi gerçek arayışından rızaya/ konsensüse dayalı” bir sisteme de evrilmesi ile bu talepler şekillenmektedir.

Bu sürecin hem ekonomik suç genel çatısında ve usullerde meydana getirdiği değişimler, hem de ekonomik suçlara müdahale araçlarındaki gelişimler arasında ekonomik suça ekonomik ceza yaklaşımı yer bulmakta; bilhassa idari para cezaları yoluyla, hukuki müdahalelerin görünen yüzü olmakta ve bununla birlikte diversiyon usulüne geçiş gerçekleşmektedir. Dekriminalizasyonun veçhelerinden olan diversiyon ise “yargı sistemi dışına yönlendirme”yi ve yargının yerini alan yürütmenin, regülasyon kurumları eliyle üstlendiği genişletilmiş yetki taleplerini karşılamaktadır.

Söz konusu diversiyon usul ve genişletilmiş yetkilerine ilk örnek; rekabet hukuku ihlallerinde uygulanan uzlaşma, taahhüt, aktif iş birliği, de minimis ilkesi gibi usuller ve Rekabet Kurulu’nun güçlü soruşturma ve yaptırım yetkileridir. Sermaye piyasası ihlalleri açısından ise ihbarcılık (“whistleblowing”) kurumu ile “inceleme – tespitte genişletilmiş yetki” vs. “zayıflatılmış ispat” ile her durumda sermayenin soyutlanma taleplerini karşılayan bir sistem oluşmakta, bilhassa ABD’de ihbar yoluyla edinilen veriler çoklukla idari kurul içi çözüm mekanizmalarında kullanıldığından failleri ceza yargılamasına götürmeyen veyahut ceza mahkumiyetinden doğacak sonuçların mağduru etmeyen bir yapı ortaya çıkmaktadır. Bu minvalde çalışmada bu kurumlar da ABD, AB ve Türk düzenleme ve uygulamaları ile ve ceza hukuku ilkeleri de göz önüne alınarak değerlendirilmektedir.”

 

Ağustos 2024, Adalet Yayınevi, Ankara.

https://adalet.com.tr/ekonomik-suclarda-diversiyon-28276