Ekonomik Suçlarda Diversiyon Perspektifinden Eylül 2026 Fon Krizi ve SPK Kararları

(SPK Bültenleri 2026/59–62 üzerine bir değerlendirme)

SPK’nın 16–20 Eylül 2026 tarihli dört bülteni, doktora tezim olan “Ekonomik Suçlarda Diversiyon”da (Hacettepe, Doktora, 2024 – Adalet Yayınevi, Ankara, 2024, 1. Baskı (“Kitap”)) ileri sürdüğüm iki temel önermeyi sınamak için elverişli bir vaka olarak karşımızda. Birinci önerme, ekonomik suçların giderek ceza yargısı dışına yönlendirildiği ve bu alanın genişletilmiş yetkilerle donatılmış idari kurumlara devredildiğidir. İkinci önerme ise “ekonomik suça ekonomik ceza” yaklaşımıyla yaptırımın öngörülebilir bir maliyet kalemine dönüştüğü ve bu maliyetin, piyasanın selametine göre gerçek kişilerle tüzel kişilik arasında kaydırılabildiğidir. Vaka, bu iki önermeyi büyük ölçüde doğrulamakla birlikte, diversiyonun sınırlarına ilişkin önemli bir “incelmeyi” de gerektirmektedir.

1.         İki Hatlı Müdahale: Kişiye Ceza, Yapıya İdari Tasfiye

Kurulun müdahalesi iki ayrı hat üzerinden görülmektedir.

  • Gerçek kişiler bakımından ceza hattı işletilmiştir (cezaların şahsiliği ve gerçek kişi ilişkisi gereği): 38 kişi hakkında SPKn m. 107/1 kapsamında suç duyurusunda bulunulmuş, soruşturmada tutuklama ve gözaltılar gündeme gelmiştir. Buna karşılık fonlar ve portföy yönetim şirketleri bakımından yol tümüyle idaridir. SPKn m. 96/1’e dayalı işleme kapatma ve Kurulca belirlenen yöntemle tasfiye bu hattın araçlarıdır. Pusula Portföy hakkındaki işlem yasağı ise SPKn m. 101 kapsamında idari bir tedbirdir ve şirketin kendi nam ve hesabına KTLEV işlemleriyle sınırlandırılmıştır.

Tezde, yaptırımın “piyasanın selameti açısından şirketi korumak istediğinde gerçek kişilere, gerçek kişileri korumak istediğinde ise şirket tüzel kişiliğine” yönelik bir maliyete dönüştürülebildiği saptanmıştı (Kitap s. 313-314). SPK’nın 2026 Eylül kararları (SPK Bültenleri 2026/59–62) bu ayrışmanın somut bir örneğidir. Kurumsal yapı, ceza sorumluluğundan bağımsız bir yönetim sürecine alınmıştır. TCK m. 20 uyarınca tüzel kişilere ceza yaptırımı uygulanamaması bu ayrışmanın zeminini oluşturmakta, TCK m. 60’taki güvenlik tedbirlerine ise başvurulmamaktadır.

2.         Etkin Pişmanlık: Suçun Bedel Üzerinden Kapatılması

2026/59 sayılı Bülten, her suç duyurusunun hemen altında SPKn m. 107/3’teki etkin pişmanlık imkânını hatırlatmaktadır. Buna göre elde edilen menfaatin iki katı, ancak en az 500.000 TL, 15 gün içinde Hazine hesabına ödenebilecektir; bültende IBAN numarası da yer almaktadır. Aynı idari metin hem suç isnadını hem de ondan parasal çıkışın yolunu ilan etmektedir.

Bu, tezde, (Kitap, s. 291 vd.) fail lehine bir kurum olarak ele aldığımız etkin pişmanlığın, “ekonomik suça ekonomik ceza” yaklaşımının en saf görünümüne dönüştüğünü göstermektedir. Daha önemlisi ödeme, zarar gören yüz binlerce yatırımcıya değil Hazine’ye yapılmaktadır. Fail–mağdur ilişkisi fail–devlet ilişkisine indirgenmekte, mağdur tezde (Kitap s. 40 vd.) çözümlenen “soyutlama/ abstraction” süreci içinde görünmez kalmaktadır.

3.         Genişletilmiş Yetki ve Esnetilen Normlar Hiyerarşisi

Dört gün içinde tek bir kurum (SPK); inceleme yapmış, suç duyurusunda bulunmuş, işlem yasakları ve lisans iptalleri uygulamış, fonları işleme kapatmış, tasfiye yöntemini belirlemiş ve üç gün sonra bu yöntemin temel süresini değiştirmiştir. Tezde kararı verenle infaz edenin aynılığı (Kitap s. 132) ve SPK’nın aynı anda şikâyetçi, soruşturma makamı yardımcısı ve katılan konumunda bulunması (SPKn m. 115; s. 283) eleştirilmiş idi. Bu eleştiri burada daha geniş bir ölçekte geçerlidir. Sermaye piyasası suçlarının SPK şikâyetine bağlı olması nedeniyle ceza hattının anahtarı da idarededir.

Tezde, liberal hukukun katı normlar hiyerarşisini “piyasa koşullarının ve sermaye ilişkilerinin gerektirmesi halinde” yumuşatabildiği tespit edilmişti (Kitap s. 312 – 314). Vakada bunun iki açık örneği vardır. Birincisi, Seri:V, No:65 Tebliği’nin 17. maddesindeki %35 özkaynak oranı bir bülten duyurusuyla %20’ye esnetilmiştir. İkincisi, yatırımcıların malvarlığını doğrudan etkileyen tasfiye rejimi bir tebliğle değil, Kurul kararı ve ilke kararı niteliğindeki Rehber’e atıfla kurulmuş, üç ay sonra değil üç gün sonra 6 aya uzatılmıştır.

4.         Yürütmenin Özele Devri ve Maliyetin Yatırımcıya Yansıması

Tasfiyenin yürütülmesi, kurucunun mevzuattan doğan yetkileriyle birlikte İş Bankası ve Ziraat Bankası’na devredilmiştir. Tezde Rekabet Kurulu’nun taahhüt denetimini yetkilendirilmiş özel kişilere bırakması, gözetimin özelleştirilmesi olarak nitelendirilmişti (Kitap s. 314-315). Aynı mantık burada tasfiyenin kendisine uzanmaktadır.

Tezde maliyetin yansıtılabileceği kesimler arasında yatırımcılar da açıkça sayılmıştı (Kitap s. 313-314). SPK Eylül kararlarında (SPK Bültenleri 2026/59–62) bu yansıma doğrudandır. Yönetim ücreti tasfiye boyunca banka adına fona tahakkuk etmekte ve 6 aya uzayan süre bu yükü artırmaktadır. Dağıtılacak bakiye ise iddia edilen fiyat manipülasyonunun yol açtığı değer kaybını taşımaktadır. Ayrıca TEFAS’ta gerçekleşmemiş iade talimatlarına tanınan öncelik (A/6), aynı fondaki yatırımcıları idari bir kesim saatine göre iki sınıfa ayırmaktadır.

5.         İhbarcılık Tartışmasına Yansıması

Tezde, sermaye piyasası suçlarının ihbarcılık olmaksızın ispat edilemediği yönündeki idari gerekçenin, SPK’nın güçlü denetim yetkileri karşısında “zahiri” kaldığı savunulmuştu (Kitap s. 320). 2026/59 sayılı Bülten bu tespiti destekleyen bir veri içermektedir. KTLEV işlemleri nedeniyle yaptırım uygulanan 12 kişi hakkında Kurul, 01.12.2023 tarih ve 75/1661 sayılı kararıyla altı aylık geçici işlem yasağı getirmişti. Kurum şüpheli işlem örüntüsünü en az üç yıldır bilmekte ve tedbir araçlarına sahip bulunmaktadır. Kamuya açık bilgiler çerçevesinde sorunun bilgi eksikliğinden çok müdahalenin zamanlaması ve yoğunluğuna ilişkin bir tercih olduğu değerlendirilebilir.

6.         Tezi İnceltici Bir Gözlem ve Sonuç

Vakada tutuklamalar ve kapsamlı suç duyuruları, diversiyonun mutlak olmadığını göstermektedir. Zarar yaklaşık 800 milyar TL’lik fon varlığına ve 500 bini aşkın yatırımcıya yayılıp sistemik bir risk halini aldığında, ceza hattı yeniden devreye girmektedir. Bu gözlem tezle çelişmemekte; aksine onu “inceltmektedir”. Seçici uygulamanın ölçütü, failin sınıfsal konumunun yanında zararın toplumsallaşma derecesi ve piyasanın bütününe yönelen tehdittir. Ne var ki bu durumda da ceza hattı dar bir kişi grubuyla sınırlı kalmaktadır. Kurumsal yapı idari tasfiyeye, maliyet yatırımcıya, suçtan çıkış ise etkin pişmanlık bedeline bağlanmaktadır. Dolayısıyla Eylül 2026 kararları (SPK Bültenleri 2026/59–62), tezde “soyutlamanın soyutlaması” olarak adlandırılan çift kademeli ayrışmanın kriz koşullarında nasıl yeniden üretildiğini gösteren güncel bir örnek niteliğindedir.